23 Eylül 2015 Çarşamba

Bu Neyin Kafası? Rakı? Şarap?

İzmir Bayraklı'yı telaş sarmış durumda. Kadınların elleri masayı dolduran mezeler, meyveler ve İzmir'e has yemeklerle dolduruyordu. İnce belli rakı bardakları bir yandan şarap kadehleri bir yandan neler oluyor demeye kalmadan haber tez bir şekilde yayılıyor. 
Bunca hareketlilik Alman RTL kanalı futbol üzerine, yarı belgesel tadında çekim yapacaklarından ötürüymüş. Bir dakika! Almanyalardan yani bir nevi futbolun alasının oynandığı ülkeden kalkıp İzmir'e gelmeleri. Hayda!!! Bu işin içinde bir bit kemiği var.

Çok enteresan bilgiyle şaşıp kalıyorum. Rakıspor ile Şarapspor'un maçlarını Avrupa'da haber yapmak için bir hususi çekime gelmişler.
Şimdi daha da şaşırıyorum. Takım isimleri hiç de alışagelmiş değil. Hikayesi de böyle meşhurlaşıyor ve bazı kesimlerce bu meşhurluk ve ilgi can sıkıcı hale geliyor.
Hadi gelin bu neyin kafası öğrenelim.


Bayraklı'da 1930'lu yıllarla birlikte, üzümün bol ve kaliteli bağlarıyla önce rakı sonra şarap fabrikası kurulur. Günün neredeyse 20 saatini fabrikada geçiren işçiler boş zamanlarında top haline getirdikleri kağıt ve çöplerle futbol oynamaya başlarlar. Zaman içinde "biz bunu neden etkinlik haline dönüştürmüyoruz" dedikleri anda neredeyse 50 yıllık bir mazinin ortaya çıkacaklarından haberleri yoktu.
Şarap fabrikasında Şarapspor, Rakı fabrikasında ise Rakıspor ile buyurun İzmir manzarasına! 

Yılda bir kez düzenlenen bu etkinlik, işçi sınıfından futbola bir yenilikte zil zurna sarhoş olunca maç yapmaya başladılar. 
Eee doğal olarak; Bir yandan maç oynanıyor diğer yandan ellerindeki şişelerle alkol kana karışıyordu. Maçı izleyenler, tezahürat yapanlarda boş durur mu! Maçlar oynanırken kurulan sofralarda cabası.


Günümüz "modern" futbolu ile yakından uzaktan hiçbir akrabalık bağı yok. Goller kaçınca saç baş yolmak yerine, göbekler atılıyor, darbuka sesleri yankılanıyordu. Ne güzel kafa bu!
Maça başlamadan önce içkiler içilir, herkesi 5 kişi görene kadar yudumluyorlarmış. 

Şimdi böyle bir maçın "hakeminin" ayık olması kurallara aykırı bir durum pek tabi ki. Kimisi bisiklet üzerinde hakemlik yaparmış. Üstünde nasıl sabit kaldığını şaşarak, hakem ağzına düdüğünü götürmeden önce oyuncuları kontrol edermiş.
Tam kıvamda sarhoş olundu mu diye. Yok eğer hala ayıksa, alkole devam. Hakemin bir avantajı da hem şarap hem de rakı içerek sarhoş olurmuş. Tam olarak bir avantaj mı tartışmaya açık bir konu.
Herkesin kafalar güzelken düdük çalarmış. 
Asıl eğlencenin tavan yaptığı saatler.


Genellikle bu sarhoşluğun getirileri maç ya yarıda kalır ya da berabere bitermiş. 80 darbesine kadar kimsenin sesi çıkmazken darbeyle el ayak çekilir olmuş. Üzerine valinin de bu etkinlikleri yasaklaması ve maçların oynandığı tepede arkeolojik kalıntıların bulunmasıyla kendine özgü bu maçlara set çekilmiş.

2000 yılında tekrar bir araya gelseler de eski ruh ve aynı istek yoktu. Bir nevi jübile maçı gibiydi. 
Şimdi böyle oyuncularının lakaplarından söz etmemek olmaz.

Rakıspor: Adolf Hulki, Gececi Metin, Salhane Memduh, Ayı Adnan, Zorbo Çelik...
Şarapspor: "Hacı" Fuat, Reno Ahmet, Ruh Hasan, Yavru Güngör, Zorzo Ahmet... gibi kendilerine özgü lakaplarıyla gülümsememize nail oluyorlar.

Ben buradan İbrahim Tatlıses'e bağlanmak istiyorum.
Atalım mı Arap kızı atalım mı vay vay
Senin için on beş sene yatalım mı vay vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay vay
...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.