18 Ağustos 2017 Cuma

Guliyev’e Tanık Olmak

Olimpiyatlar üzerine yazmaktan korkar durumdayız. Bazen izlemek dahi acı veriyor. Ama bir iki kelam etmek, gerçekleri yüze vurmak ve artık mutlu olmak için harika bir zaman. 2017 Ağustos itibariyle artık yüzler gülüyordu. Bilakis bunun hemen önceki günlerinde gümüş madalya ile coşkunun doruklarındaydık. Şu an tüm dünyayı ve hatta tüm sporcuları sarmış doping skandallarından en çok nasibini alan şüphesiz Olimpiyatların kalesi olan ülke Rusya oldu.

Spor dünyası bu çıkmazla çalkalanırken, bunun yanı sıra “bağımsız” olarak nitelendirilen bir ekiple sporcular basamaklara çıktılar. En son olarak Londra’da yapılan Dünya Atletizm Şampiyonasında bolca sürprizler, vedalar, unutulmayacak fotoğraf kareleri ve madalyalar… Londra’da en çok konuşulan isim su götürmez bir gerçek ki Usain Bolt’tu. Her zamanki karakteri ile seyircilerin, tribünlerin baş tacı oldu.
Ve unutulmayan bir yarış ise, 4x100 bayrak yarışının son saniyelerinde sakatlanarak, yıllardır üzerinde olduğu zeminde son verdi



Bizim için daha önemli bir yarış vardı. İlk defa İstiklal Marşımızın Olimpiyatlarda okunmasıydı. Ramil Guliyev 200 metre de ciddi rakiplerini saliselik farkla sollayıp altın madalyanın sahibi olacaktı. Hepsi bir yana bu sevinç ve kutlamalar yaşanırken, Guliyev üzerinden yapılan devşirme tartışmaları hemen masaya oturtuldu.
Bir de bunlara ilave olarak Aslı Çakır, Gamze Bulut vb. isimlerden apayrı bir konumda mı olacak yoksa karanlık bir dünya bizi ve Ramil’i ne şekilde bekleyecek konuşmaları, taaaa Londra’ya kadar ulaşmış durumda.

Şimdi mi hepsini boşverin. Şimdilik! Çünkü zaten içi içinizi yiyecek. Dünya'nın en hızlı sprinterlerindan Ramil Guliyev Avrupa sahnesinde. Tüm devşirme cümlelerine, yazılanlarına karşın hem Azerbaycan hem de Türkiye bayrağı ile karşılık verdi. Daha da gözler önüne serdi esasında.

Guliyev bunların içinde en iyi örneklerden. Ancak atletizmi farklı yollara başvurarak zirveye, başarıya çıkmaya çalışan sporcu örneği çokça mevcut. Çoğu da yasa dışı olmayan bir yolla ülke değiştirerek kendilerine yeni bir hedef yaratma peşindeler. Buna şüphesiz, Zharnel Hughes Karayiplerden İngiltere vatandaşlığına geçerek cevapladı.

Devşirme tartışmaları artık bir yana koymamız gerekiyor. Asıl başarı o noktaya kadar gelip, şampiyon ve madalyalı almakta.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Sadece Bir Gol...

Tarih değil buradakini mühim kılan… Lakin vermesek de yarım kalır izahı. 1994 Amerika’da yapılan Dünya Kupasını çoğu noktanın buluşma arenası oldu. Zira, futbolun pek de “sevilmediği” düşünülen Amerika’da oynanıyor olması en başından eleştirinin hedefine oturacaktı.
Ancak kimsenin hayal edemediği 3 milyon 587 bin 538 kişiyi açıkçası kimse tahmin edemezdi. İşin daha da çarpıcı yanı bu sonu gelmeyen rakam tüm kupa tarihinin en fazla seyircili şampiyonasıydı.

Sanırım bu kadarını kimse beklemiyordu. Bir diğer sansasyonel haberin alameti farikası da Maradona'ydı. Şu efsanevi ve yıldızlar kategorisinde sığdıramadığımız Arjantinli Maradona’nın dopingli çıkması rekorlu seyircinin önüne geçmesini engelleyemedi.

Esasında keşke bunlarla sınırlı kalsaydı diyeceğimiz çok daha vahim bir olayla karşı karşıya kalacaktık ne yazık ki.


Futbol bu, goller atılır, bazen kurtarılır bazen dostluk fotoğrafını 24+1’e sığdırmaya özen gösteririz. Bazense ölüm bu kadar basitçesine gün yüzüne çıkar. Ne var ki futbolu spor kategorisinin baş kahramanı yapsak da politikayla kan bağı oluvermiştir.
Kolombiyalı futbolcu, Andres Escobar’ın takımı ABD’ye 2-1 yenildiğinde akla hayale sığmayacak cinayet ile son bulacaktı. 

Kendi kalesine gol atan Escobar, sadece turnuvadan da elenmesiyle bitmeyecekti. Fakat bu kadar klasik ve olağancasına yazılıp sonlanmadı. Kolombiya mafyasının bu maç için fazlasıyla yüksek meblağlar da bahis oynaması sonucunda gelişecekti, her şey!
Kendi kalesine atılan golü sindirememeleri bir yana “tonla” kaybedilen para futbolun, insanlığın o gece için sonunu getirecekti.

Escobar, şampiyonadan döndükten hemen sonra Kolombiya’da silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Şimdi, kaçımız bu olayı anımsayacak, herhangi trajik hikayeden biri deyip geçilecek.
Aslında spor, uyuşturucu, kaçakçılık; yani özetle suç dünyasının başlarından sayılacaktı... Escobar yine kendi ülkesinin kurbanı oldu. Tıpkı; Pablo Escobar gibi…Ülkesini etkileyen iki kişinin de benzer ölümlerle veda etmesi düşündürücü.

Daha enteresanı da sadece bir gol ve yitip giden koca bir hayal. Bu olayı çok daha derinden etkilenenler de yok değil! Jeff ve Micheal Zimbalist kardeşlerin ödüllü belgeseli, tam da şöyle girizgahla karşılıyor. “ Pablo Escobar ölmese, Andres Escobar da ölmeyecekti…”

3 Ağustos 2017 Perşembe

Kazanan Yok Aslında Kaybeden de!

Yolda olmak, vesselam tarifsiz… Zira, bu günlük yaşantınızdan daha ileriye taşımak yaşamınıza elbette ki yön verebilir.
Yol, bisikletin en prestijli yarışlarından. Bu işin içinde yok yok! Her şeyden önce selenin üzerinde dünyanın neresinde olursanız olun, bir bisikletliye rastlamak mümkün. Birileri işe gidiyor veya spora dahil olmanın tarifini bisikletiyle çiziyor olabilir. Ya da başkaları gibi velespitin üzerinde şiirler de yazıyor olabilirsiniz.


Bir Britanyalı Fransa Bisiklet Turu’nu kazandığında yer yerinden oynamamalıydı. Ama oldu. 50 yıl sonra ilk kez… Sadece bu mu? Yanılmak için pek çok rivayete sahibiz aslında. Bradley Wiggins 2012 yılında Paris-Nice etabını kazandığı çoğu spor medyasının birkaç saat sonraki haber başlıkları belirir gibiydi. Olimpiyat madalyalarını sığdıramadığı evini de unutmadan tabi…


Bu yazılanlar eminim ki hayatımızı değiştirmeyecek ancak virgül koymamız gerektiğini hatırlatacak. Türkiye koşullarını düşününce tüm bisiklet sporlarının hepsine açıkken neden hala bir isim parlatamadık soruları günbegün artıyor. Torkuspor’dan Ahmet Örken Uluslararası Bisiklet Federasyonunun (UCI) takviminde bulunan Tour of Qinghai’deki lider koltuğunda sesimize kulak verecekti.


Peki, biz neden spor medyasında birkaç saat sonra futboldaki transfer haberleri dışında bir şey göremedik… Burada üç noktaya bırakıyorum. Malumunuz devamını çok iyi biliyoruz. Ne yazık ki! Bir başka Büyük Britanyalı Chris Froome üst üste kazandığı büyük turlar ve karakteri ile popüler çoğu bisikletçiyi birinci viteste bıraktırıyor. Yani, biz bu ismi daha çok duyacağız mesajını kürsüye çıksın çıkmasın hatırlatıyor.


Warren Barguil ya da başka bir Fransız Romain Bardet ve son yıllarda Güney Amerikalı isimleri yaz yaz bitmek bilmeyen isimler bizleri çok alıştırdılar.
Zira, bu sporun kazananı yok aslında kaybedeni de! Her gelen bir sonrakine tadını çıkarması için imkan yaratıyor. Sadece bu anlatmak istedikleri.


Bazen teknolojiye de ihtiyaç duymak adrenalin dozu için aranılan tat. O zaman da nadide parçamız foto-finiş ile soluğu alıyoruz. Fizan’a kadar ulaşan bisiklet ve yol birlikteliği herkes için farklı anlamlar barındırsa da, bir kez izledin mi “epik”kelimesini kullanmaktan kaçınmayacaksınız.